- Anasayfa
Panel konuklarından Dr. Gustavo Palma, Guatemala La Aurora Havaalanında iki gün üst üste idari ve bürokratik engeller sonucunda uçağa alınmadı ve panelimize katılamadı, ancak bir teşekkür ve dayanışma mesajı gönderdi. Panelimiz, Uluslararası İlişkiler
Uzmanı Dr. Nesrin Uçarlar'ın açılış konuşması ve geçiş süreci adaletine
ilişkin yaptığı bir değerlendirme ile başladı. Nesrin Uçarlar,
konuşmasında 97-98 yılında Guatemala’da yayınlanan komisyon raporuna değindi.
8000 kişinin tanıklığına dayanan, 12 ciltlik bu rapor, savaşın sebep ve
sonuçlarını ortaya koyuyor ve yaşanan kıyımları açığa çıkarıyor.
Binlerce kişinin öldüğüne ve yas tuttuğuna değinilen raporda “kalanlar için barışma, adalet olmadan imkansızdır”, ifadesi geçiyor, çünkü; “…ölen insanların gözleri adalet gelinceye kadar açık kalacak”.
Raporun dikkat çeken yönlerinden biri, sürecin sadece iki tarafının olmadığını, daha geniş çevrelere yayıldığını vurgulaması; bir diğeri de, bazı organize şiddet eylemlerinin soykırım olarak görülebileceğini teslim etmesidir.
Raporda yer alan tavsiyeler ise;
Guatemala Hakikatleri Açığa Çıkarma Komisyonu nezdinde Birleşmiş Milletler raportörü Arizona Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elisabeth Oglesby ise görsel verilerle desteklediği bir sunuş yaptı. Panel öncesinde Diyarbakır BDP ve AKP il yönetimleri ile görüşerek başlatılan çözüm ve barış sürecine ilişkin görüş alışverişinde bulunan Prof. Oglesby, konuşmasının sonrasında halen çok sancılı bir şekilde devam eden Guatemala barış süreci ile yolun başında olduğumuz çözüm adımları arasında paralellikler ve kıyaslamalar yapan sorulara yanıt verdi.
Soykırım davasında tanıklığına da
başvurulan Oglesby, demilitarizasyon ve tarihsel hafızanın yeniden
kazandırılması hakkında çalışma yürüttüğünü belirterek raporda yer alan bazı
fotoğraf ve grafikleri açıkladı. Soykırım davasına konu olan El Piche
bölgesinin haritasını gösterdi. Raporda yer alan en can alıcı grafik tablo,
işlenen insan hakkı ihlallerinin %93’ünün devlete, %3’ünün gerillaya ait
olduğunu ve %4’ünün failinin bilinmediğini gösteriyordu.
Oglesby, her ne kadar 60 ve 70’lerde de yerinden edilmeler söz konusu olsa da Maya topluluklarına yönelik katliamların 80’lerde arttığını vurguladı. 1982-83 yıllarında General Efrain Rios Monnt komutanlığında yok etme savaşının hüküm sürdüğünü ve 600 köyün yakıldığını söyledi. "Yeniden Yapılandırma Savaşı" denen bu süreçte sivil devriyeler ve korucular, mülteci konumundaki Mayalar’ın ordu kontrolündeki köylere yerleşmelerinde aracı oldular. Her erkek bu birliklere katılmak zorundaydı. Korucu birlikler şehirlerde güçlü değildi. Maya bölgesinde güçlüydüler. Bazıları ağalaştı ve patronlaştı. Bazıları ise sadece köylüydü. Korucularda palalar ve basit tüfekler bulunuyordu, zira ordu onlara güvenmiyordu.
Maya bölgelerinde koruculuk sistemi 82’de kuruldu. 86-87 yıllarında koruculara karşı protesto gösterileri oldu. Her ne kadar ordu zoruyla olsa da korucular çoğu insan hak ihlallerinin failleri ve ideolojik temizlik hareketinin aracıları oldular.
Onlar da Maya’ydı. Lağvedilmeleri korucu olmalarından değil Maya olmalarındandı. Devlete çok da bağlı değillerdi, komutanlara bağlıydılar. Bu komutanlar, onların sayesinde çok güç elde etti. Korucular, toplumu bölmekte kullanıldı. Tecavüz, toplu tecavüz, cinsel kölelik gibi olaylara katıldılar. Ordu, korucuların tüm bu yaptıklarını görmezden geldi. Öte yandan mülteciler uluslararası bir desteğe sahipti. 96’da tekrar köylerine geldiler. Bir pilot barış denemesi oldu. Barış imzalanmamış olsa da askersizleşme süreci başladı. Yetkisizleştirilmeyi kabul etmeyen korucular yüzünden bir takım çatışmalar oldu. Süreç ordunun kontrolündeydi. Merkezi bir yapı ve emir komuta zinciri vardı.
23 yaşından itibaren genç bir
öğrenciyken Guatemala'da saha çalışması yapan profesöre göre, hakikatleri açığa
çıkarma süreci bir formalite ya da öç alma süreci değil sahici bir barışma için
gerçekleri kolektif olarak ortaya çıkarma çabası. Defalarca askeri darbeleri
yaşamış 9 milyon nüfuslu bu ülkede iki yüz binden fazla cana mal olmuş bir
kirli savaş yürütüldü. 40.000 civarında yargısız infaz ve kaybın %81 kadarının
doğrudan ordu ve ordu ile bağlantılı birimler, %12 kadarının paramiliter
karşı-ayaklanma grupları ve %3 kadarının ise URNG adı altında birleşen dört
örgütün oluşturduğu gerilla güçleri tarafından işlendiği ortaya çıktı.
Ordu, hakikat komisyonu ile işbirliği yapmadı. ABD ise savaş dönemine ilişkin kimi resmi belgeler üzerindeki gizliliği kısmen kaldırdı. Gayrı-resmi olarak ordu ve güvenlik güçleri tarafından cesaretlendirilen toplam 1 milyon kişilik paramiliter örgütlerin insan sayısı itibariyle dörtte biri, 1984 yılında silahsızlandırıldıktan 6 yıl sonra yeniden örgütlenerek büyük toprak sahipleri ve çetelerin daha modern silahlarla donanmış vurucu güçlerine dönüştüler. Koruculuk sisteminin mirası şunlar oldu:
URNG ise taban örgütlerindeki militanların ve 21 yerli Maya topluluğunun komisyona bilgi vermesine olanak sağladı, ancak komuta kademesi mesafeli davrandı.
Hakikat komisyonu devlet, gerilla ve sivil toplum tarafından önerilen üç kişinin çalışması ile başlatıldı. Bu üç kişiye yüzlerce uzman, arşivci, hukukçu, sosyal hizmet görevlisi, halk animatörleri, psikolog ve tarihçi yardımcı oldu. Komisyonun kurulması aşamasında, hangi yetkilere sahip olacağı meselesi önemli bir gerilim yarattı; tüm kurumların arşivlerine girilememesi hak ihlalleri mağdurları ve yerli topluluklar tarafından eleştirildi. Komisyonun fail kişileri değil ancak kurum ve birimleri açığa çıkarma yetkisi vardı. Bu yetersizlik komisyon çalışmaları bittikten sonra avukatların açtıkları davalarla kısmen giderildi, hatta 15 yıl sonra bir soykırım mahkemesi kuruldu. Antropolog Profesöre göre bu durum hakikat komisyonlarının anlamının; gerçek bir barış süreci için "geçmişi lanetleyip acıları rafa kaldırma" değil ancak bir başlangıç olduğu gerçeğini kanıtlıyor. Bu tür komisyonlarda herkes her istediğini elde edemiyor. Bu açıdan komisyon eleştiri aldı. Komisyon çalışmaları 6 aylık olarak düşünülmüştü. Bu, 36 yıllık savaş için çok kısa bir süreye tekabül ediyordu. 4 kez süresi temdit edildi. “Özel isim ve failler ortaya konulamaz” ve “rapor davalarda kanıt olarak kullanılamaz”, biçiminde kısıtları vardı. Öte yandan bu sınırlamalar komisyonu paradoksal olarak motive etti ve mekanizmaları anlamaya yöneltti. Soykırımın mantığını ortaya koyması açısından raporun önemi yadsınamazdı.
Guatemala' da yaptığı saha
çalışması sırasında yine antropolog kadın meslekdaşı ve Gustavo Palma ile
ortak dostları olan Myrna Mack' ın öldürülmesine tanık olan Oglesby, kadınların
bu süreçte lokomotif rol oynadıklarını vurguladı. Kirli savaş sürecinde
ailelerinden insanları yitiren, tecavüze uğrayan, zorla göçertilen aileleri
ayakta tutmaya çalışan kadınlar, komisyonun kapısını ilk çalanlar ve korku
duvarını aşanlar oldu. Resmi komisyonun yetersiz olduğu alanlarda kendi hakikat
ve soruşturma komisyonlarını kurdular. Oglesby, Diyarbakır özelinde güçlü bir
kadın özgürleşmesi çabasına tanık olduğunu, bundan etkilendiğini ve öğretici
sonuçlar çıkardığını ifade etti. 
Hakikat komisyonunun altından kalktığı anlamlı işlerden bir tanesi de suçun, saldırının, vahşetin kendisini olgusal olarak sadece kurbanlaştırma söylemi ile yinelemesi değil bu fiillerin yaşandığı ekonomik, toplumsal bağlamı da analiz etmesi olmuş. 100 paradigma ( bağlam ) vakası analiz edilmiş. Buna göre çatışmalarının tarihsel geçmişi değerlendirilmiş ve mağdur demenin yanlış olduğu tüm bunların birer hayat hikayesi olduğu ifade edilmiş. Bu sayede, savaş esnasında yapılan orman yangınları, maden, baraj yapımı gibi ekolojik yıkım öğeleri de kısmen de olsa açığa çıkarılmış ve bir toprak reformu hayata geçirilmiş. Hakikatleri açığa çıkarma raporu, tarihsel hafızanın oluşturulmasının ilk adımı olmuş.
Sonraki kritik adım bunun topluma ulaştırılması. Guatemala’da pek çok kişinin bu rapordan haberi var. Rapor kolektif hafızayı özgürleştirmede bir adım. Bu raporun toplumsallaştırılması çok önemli.
Hakikat komisyonu, zarar görenlere telafi ve maddi tazminat ödenmesini de sağlamış. Oglesby, sorulara verdiği yanıtlardan sonra panele katılanlara kendi deneyimlerine ilişkin sorular sordu ve ilginç cevaplar alarak Diyarbakırlılara teşekkür etti.
DİSA'nın etkinliğine çoğunluğu kadınlar olmak üzere, kurucu üyelerimizden Dr. Necdet İpekyüz, Prof. Şemsa Özar, Yard. Doç. Vahap Coşkun, Şahismail Bedirhanoğlu, Eski Baro başkanı Emin Aktar, milletvekilleri Galip Ensarioğlu ve Sezgin Tanrıkulu'nun yanı sıra ABD Konsolosluğu Kültür Ateşesi Susan Wilson, Baro başkanı Tahir Elçi ve Yazar Rojin Canan Akın ile AKP il örgütünden, DTK komisyonlarından, KAMER'den, 2013 Düşünce ve İfade Özgürlüğü ödülü alan, yıllardır çeşitli kitapları nedeniyle hakkında dava açılan ve kitapları toplatılan Aram Yayınları çalışanları ve Diyarbakır sivil toplum kurumlarından yaklaşık 150 kişi katıldı.
Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (DİSA) ve Eğitimde Ortak Çözüm Derneği ‘nin düzenledikleri panel 4 mayıs 2013 tarihinde Sinn Fein milletvekili Conor Terence Murphy ve BDP Eş-başkan yardımcısı, DİSA kurucusu Meral Danış Beştaş’ın katılımı ile yapıldı.
Meral D. Beştaş kimlik, kültür ve coğrafya reddinin çatışmanın temelinde yer alan bir sorun olduğunu ve son isyanın bir örgüt sorunu değil bir halk hareketi olduğunu belirtti. 3 Ocak 2013 tarihinden bu yana başlayan sürecin silahlı güçlerin sınır dışına çıkmasına indirgenemeyeceğini hatırlattı. Barış ve demokratikleşmenin karşı karşıya konmasını kabullenmediklerini ve tek-adamcılığa dayalı bir ülke yönetim tarzını değil çoğulculuğu savunduklarını vurguladı.
Conor T. Murphy K.İrlanda’da askeri işgalin bir yüzyıl önce başladığını ve sürdürülebilir bir barışın garantisinin İrlanda Cumhuriyetçi geleneği olduğunu hatırlattı. İngiliz hükümetinin çatışmayı sonlandırma nedenlerinin İrlanda Cumhuriyetçi Hareketi’nin barış isteme nedenlerinden farklı olduğunu hatırlattı. Barışı sağlama alabilecek faktörlerin kapsayıcı diyalog, barışçı ortam, açık tartışma imkanı, iyi zamanlama yeteneği ve uluslararası destek olduğunu belirtti. Güvensizlik ve vetoları engelleyen en önemli faktörlerin dışlamama ve dinamik algılama olduğunu savundu. Murphy, “diyalog başlangıçta örtülü olabilir ancak giderek katılımcı olmalı” dedi.
Eski İRA hükümlüsü, milletvekili Murphy, savaşın taraflarının kendi kitleleri nezdinde ciddi bir çoğunluk tarafından desteklenmelerinin önemli bir fırsat olduğunu, uluslararası desteğin bu avantajın ardından geldiğini anlattı. Sinn Fein’in yanısıra İRA’nın da müzakere sürecine katılmaması için başlangıçta çok baskı olduğunu ve bu baskının kırılarak demokratik siyasete alan açıldığını anlattı. Müzakere süreçleri ile ilgili Conor Murphy, özgürlük hareketleri açısından en kritik halkanın kendi halkıyla diyalog olduğunu vurguladı.
Tek kişi üzerinden yürütülen müzakerelerin zor ancak mümkün olduğunu buna rağmen K. İrlanda’da Cumhuriyetçi liderlerin büyük salonlarda halkın sorularına yanıtlar verdiklerini anlattı.
Sinn Fein’de yönetime her yıl 6 kadın 6 erkek delege seçtiklerini; siyasal tutsakların serbest bırakılmasını ciddi bir kazanım olarak kabul ettiklerini; onların sadece siyasal değil ekonomik toplumsal yaşamda da hak ettikleri yerlere gelmeleri için çaba gösterdiklerini aktardı.
Meral Danış Beştaş, Kürt siyasal hareketinin hiçbir talebinden vazgeçmediğini ve müzakere olsa bile siyasal iktidarla bir ittifak yapmadıklarını ancak barış dilini kullanmak istediklerini söyledi. Meşruiyet alanında yasaları zorlayan bir isyanın temsilcileri olduklarını vurguladı. Aynı zamanda bir avukat olan Beştaş, yürütülen süreçte her gün aslında TCK hükümlerinin görüşmelerle çiğneniyor olduğunu hatırlatarak ”zaten yasalar böyle değişir bir de bunu hayatımızdan ölümü çıkararak yaparsak daha iyi olur” dedi.
C.T Murphy, Bölgesel Kalkınma Bakanı olarak barışın bölgesel eşitsizliğe olumlu bir katkısının olması için çok pazarlık ettiklerini ve emek verdiklerini söyledi ancak bunun çok çatışmalı bir süreç olduğunu belirtti. Bir başka soruya verdiği yanıtta İrlandalı parlamenter İRA’dan kopan grupların eylemlerinin polis sızmasına çok açık hale geldiği bilgisini verdi. 1995’de ilk kez İrlanda Özgürlük Hareketi’ne kısmı siyasal katılım alanı açıldığını bu alanın giderek 30 yılda genişlediğini aktardı. Bugün artık K. İrlandalı çocukların anadillerinde eğitim gördüklerini anlattı.
Tutuklu Batman Belediye Başkanının siyasi tutuklu ve hükümlülerin barış mücadelesine katkısına ilişkin mektubu dikkatle dinlendi.
Meral Danış Beştaş ve Conor Terence Murphy barış süreci ile birlikte mücadelelerinin yeni bir evreye girdiğini fikrini hatırlatarak paneli tamamladılar.

Eğitimde Ortak Çözüm Derneği ve Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü olarak düzenleyeceğimiz Müzakere Süreci ve Taraflar paneli, Silah Bırakmada Taraflar: İrlanda Deneyimi konferansı ve Eğitimde Anadilinin Uygulanabilirliği atölyesine katılmanız bizi onurlandıracaktır.
Program
4 Mayıs 2013, Cumartesi
Diyarbakır Esnaf ve Sanatkarları Odaları Birliği
9:00 – 12:30 Müzakere Süreci ve Taraflar
Moderatör: M. Emin Aktar (DİSA)
Ahmet Ertak (GABB Genel Sekreteri)
Doç. Dr. Ayşe Betül Çelik (Sabancı Üniversitesi)
Prof. Dr. Büşra Ersanlı (Marmara Üniversitesi)
İsmail Beşikçi
Yard. Doç Dr. Maya Arakon (Yeditepe Üniversitesi)
14:00 – 16:30 Silah Bırakmada Taraflar: İrlanda Deneyimi
Moderatör: Meral Danış Beştaş (BDP Genel Başkan Yardımcısı, DİSA)
Konuşmacı: Conor Terence Murphy (Sinn Fein Milletvekili)
* Conor Terence Murphy, 1998 yılından itibaren Kuzey İrlanda ve İngiliz Parlamentosuna seçilmiş bir Sinn Fein milletvekilidir. 1981 yılında siyasal kimlikleri için açlık grevlerine başlayan İRA ( İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu) tutsakları için düzenlenen etkinlikler sırasında “örgüt üyeliği” iddiası ile tutuklanmış ve 5 yıla mahkum olmuştur. Partisinin İngiltere hükümeti ile yürüttüğü silahsız çözüm görüşmeleri sürecinde parti yöneticiliği ve 2007-2011 yılları arasında Kuzey İrlanda Hükümeti bünyesinde Bölgesel Kalkınma Bakanı olarak görev yapmıştır. Filistin ve Sri Lanka’daki direniş hareketleri ile dayanışma çerçevesinde bu ülkelere giden Murphy, son olarak 2013 yılı Newroz kutlamaları vesilesi ile İngiliz Parlamentosu bünyesinde ilk kez adil ve sürdürülebilir bir barış çabasının desteklendiği bir resepsiyon vermiştir.
17:00 – 18:30 Eğitimde Anadilinin Uygulanabilirliği
Moderatör: Abdulhakim Daş (DGD Platformu Başkanı)
Fehim Işık (Yazar)
Zana Farqini (İstanbul Kürt Enstitüsü Başkanı)
İngilizce-Türkçe-Kürtçe karşılıklı simultane çeviri yapılacaktır.
Tarih: 4 Mayıs 2013, Cumartesi.
Yer: Esnaf ve Sanatkarlar Odası Konferans Salonu
Adres: Bağcılar Mah. Amid Caddesi Toptancılar sitesi yanı Bağlar /Diyarbakır
Tel: (0488) 215 21 72 (EOÇD)
(0412) 228 14 42 (DİSA)
(0412) 252 56 90 (DESOB)
GSM: 0541 420 21 72 (EOÇD)
0542 387 19 01 (EOÇD)
0534 934 01 06 (DİSA)
0555 337 18 34 (DİSA)
EOÇD adres: Kültür mah. Mahatma Gandi cad. no: 30, kat: 6 D: 61 Dubai İş Merkezi – Batman
DİSA adres: Mimar Sinan cad. Aslan apt. B Blok no: 12 Yenişehir – Diyarbakır
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önünden saat 8:15’te kalkmak üzere otobüs tahsis edilmiştir.

Diyarbakır
Sosyal ve Siyasal Araştırmalar Enstitüsü DİSA, 8 Mart 2010 tarihinden itibaren
Diyarbakır başta olmak üzere Türkiye’nin toplumsal ve siyasal sorunlarına
ilişkin paneller, atölyeler, konferanslar düzenliyor,
araştırma projeleri yürütüyor. Anadil-temelli çokdilli eğitimden Diyarbakır’ın
ekonomik kalkınmasına uzanan bir dizi araştırmamızın önemli bir tanesi de Çatışma Çözümleri programıdır.
Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında düzenlemeyi planladığımız Silah Bırakma ve Silahsızlanma Panel Serisinin bugün gerçekleştirdiğimiz ilk oturumunda Birleşik Krallık ve Kuzey İrlanda’da taraflar arasında yürütülen barış sürecinde İngiltere Başbakanı Tony Blair adına baş müzakereci olan Jonathan Powell konuk konuşmacımız oldu. Kendisine gazeteci yazar Cengiz Çandar moderatörlük etti.
DİSA başkanı Necdet İpekyüz, barış sürecine dair olumlu değerlendirmelerini aktardığı giriş konuşmasında DİSA’nın Çatışma Çözümleri programı kapsamında düzenlemekte olduğu Silah Bırakma ve Silahsızlanma Panel Serisi’nin sonraki oturumlarının konu ve konuklarından bahsetti.
Konuşmasına Kürtçe selam vererek başlayan Cengiz Çandar, Jonathan Powell için "IRA ile Birleşik Krallık arasında gerçekleştirilen barış müzakereleri sürecinin kirvesidir" benzetmesini yaptı. Powell’ın hem ETA ve İspanya hükümeti hem de FARC ve Kolombiya hükümeti arasında gerçekleştirilen müzakere süreçlerine aktif bir şekilde katıldığı bilgisini veren Çandar, Powell’a ait bir değerlendirmeyi de şöyle aktardı: "Barış süreci bisiklet sürmeye benzer. Pedalların hiç durmaması gerekir. Eğer bisiklet düşerse yeniden kalkmak çok zor olur."
"Denge ve eşitlik ortamının
sağlanması sonuç almanın önkoşuludur."
Konuşmasına "Müzakere süreçlerinde belli bir model yoktur, her birinden alınacak dersler vardır" diyerek başlayan Jonathan Powell, taraflar arasındaki antlaşmaların karşılıklı güven tesis etmeye yetmediğini, tıpkı bale yapar gibi karşılıklı adımlar atılarak verilen sözlerin tutulması gerektiğini söyledi.
"Sürdürülebilir bir çözüm için tutarlılık ve zaman gerekiyor."
Sonuç
alınacak müzakereler yapmak için süreçle ilgili herkesle görüşülmesinin önemine
vurgu yapan Powell üçüncü tarafların güven oluşturmada ve sürecin
hızlandırılmasında etkin rolleri olduğunu söyledi ve ekledi : "Her
sorunun bir çözümü vardır, çözümsüz bir süreç yoktur. Barış sürecinin olumlu
sonuçlanmasını istemeyen kesimler olacaktır. Ya da bazı olaylar taraflar
arasındaki güveni sarsabilir. Çözüm için tüm bunlar göze alınarak hereket
edilmelidir. Gerçek liderlik cesurca
kararlar almayı, risk almayı ve sabırlı olmayı gerektirir."
Türkiye’deki barış sürecine de değinen Powell, Newroz’da yapılan açıklamanın çok önemli ve umut verici olduğunu söyledi. IRA’yı örnek göstererek "Bir taktiği tanımlamak için terör kavramını kullanabilirsiniz, ancak bütün bir hareket için terörist tanımlaması yapmanın sorunu çözmek için bir yararı olacağını sanmıyorum", dedi.
Bu paneli 4 Mayıs 2013 tarihinde yine müzakere süreçlerinde yer almış Sinn Fein milletvekili Conor Murphy’nin katılacağı ve DİSA kurucularından Meral Danış Beştaş’ın moderatörlük yapacağı; ardından 8 Haziran 2013 tarihinde Guatemala barış sürecine ilişkin çalışmaları ile tanınan Dr.Gustavo Palma’yı konuk ettiğimiz ve geçiş süreci adaleti üzerine çalışan araştırmacımız Dr.Nesrin Uçarlar’ın kendisine eşlik edeceği panel izleyecek.
DİSA’yı, araştırmalarımızı ve konuklarımızı izlemeye devam edin.
21 sibate Roja Ziwanê Dayîke yê Cîhanî ya û hemeyê dinya de bitaybetî hetê şaranê ke ziwanê înan ameyê qedexekerdiş, tada dîya û tehqîr bîyê ra pîroz bena. Sedemo ke na roje sey Roja Ziwanê Dayîke ameyo qebulkerdiş zî no yo ke, roja 21 sibate 1952 de aktîvîstê ziwanî yê şarê Bangladeşî ke zafê xo wendekarê unîversîte bî, gama ke seba ziwanê xo numayîş kerd, hetê polîsan ra ameyî kiştiş ra dest pêkeno. Na bîyena ke ma behsê aye kenê, badê ke dewleta Pakîstanî ziwanê urduyan sey ziwano tekane yo resmî îlan kerd, bitaybetî bi beşdarbîyayîşê wendekaran hetê aktîvîstanê ziwanî yê bangladeşîyan ra no numayîş virazîyeno. Na roje ra pey, seba yadkerdişê nê aktîvîstan û seba ke vernî ro vîndîbîyayîşê bilez yê ziwanan bigêrîyo, hetê Lijneya Zanist û Perwerdeyî yê Yewîya Neteweyan (UNESCO) ra roja 21 sibate sey Roja Ziwanê Dayîke îlan bîya.
Amanc zî no yo ke hem aktîvîstê bangladeşî bêrê yadkerdiş hem zî derheqê ziwananê cîya-cîyayan ke hetê polîtîkayanê dewletan ra yenê vîndîkerdiş de warê cayî û gerdûnî de yew ferqkerdiş bêro meydan, ziwanî dezgeyanê resmîyan de (sey perwerdeyî) bêrê bikarardiş û muhafezekerdiş, vernî ro vîndîbîyayîşê zaftewirîya ziwanî ya dinya bêro girewtiş.
Ma sey dezgeyê DÎSA ke wazena kurdkî perwerde de û her warê rayapêroyî de bi hawayêko azad û seypê bêro bikarardiş û seba naye mucadele kenê, bi munasebetê 21ê sibate Roja Ziwanê Dayîke, ma hewce vînenê ke ancî îfade bikîm ke ma perwerdeyê bingeyê ziwanê dayîke ser o cuyêka zaf-ziwan û zaf-kulturî ya demokratîke ra bawer kenê û piştgirîya naye kenê. Çarçewaya programê ma yê “Verî Ziwanê Dayîke” de ma xebata xo ya derheqê na roje seba lehçeya kurdkî zazakî kenê dîyarî ke “Atlasê Ziwanê ke Binê Tehlukeyî de” yê UNESCOyî de ca gêna. Verî ma wazenê di broşurê ke ma bi zazakî amade kerdê pêşkêş bikîn (www.disa.org.tr).
Roja 27 sibate 2013, Saete 17:00 de Enstîtuya Cigêrayîşanê Sîyasî û Sosyalî yê Dîyarbekirî (DÎSA) de ma do bi sernameyê “Munaqeşeyanê Ziwanê Dayîke û Zafziwanîye de Dîyalektê Kurdkî: Zazakî û Kurmancî” de yew aktîvîte virazîm. Nuştox Roşan Lezgîn ke hem amadekerdişê nê broşuranê bizazakî de hem zî averberdişê zazakî de wayîrê cayêkê muhîmî yo, do qisey bikero. Eke şima zî nê suhbetî de cayê xo bigîrê ma zaf şa benê.
Wext: 27 Sibate 2013, Çarşeme
Ca û Saete: DÎSA, Saete 17:00
Adrese: Mimar Sinan Cad. Aslan Apt. B Blok No: 12
Yenişehir/ Dîyarbekir
Tel: 0 412 228 14 42
21ê sibatê Roja Zimanê Dayîkê yê Cîhanê ye û li hemî dinyayê bitaybetî ji alîyê gelên ku zimanê wan hatîye qedexekirin, tada dîtine û tehqîr bûne ve pîroz dibe. Sedemê ku îro wekî Roja Zimanê Dayîkê hatîye qebulkirin jî ev e ku, roja 21ê sibata 1952 de aktîvîstên zimanî yên ji gelê Bangladeşê ku pirranîya wan xwendekarên unîversîteyê bûn, gava ku ji bo zimanê xwe numayîş kirin, ji alîyê polîsan ve hatin kuştin ve dest pêdike. Ev bûyer, piştî ku dewleta Pakistanê zimanê urduyan wekî tekane zimanê resmî îlan kir, bitaybetî bi beşdarbûna xwendekaran ji alîyê aktîvîstên zimanî yên bangladeşî ve numayîş çêdibe de tê meydanê. Ji bo yadkirina van aktîvîstan û ji bo ku pêşî li windabûna bilez ya zimanan bihête girtin, ji alîyê Lijneya Zanist û Perwerdeyê ya Yekîtîya Neteweyan (UNESCO) ve roja 21ê sibatê wekî Roja Zimanê Dayîkê îlan bûye.
Armanc jî ev e ku hem aktîvîstên bangladeşî bihêne bibîranîn hem jî derheqê zimanên cihê-cihê de ku ji alîyê polîtîkayên dewletan ve têne windakirin, di warê xwecihî û gerdûnî de ferqkirinekê bînin meydanê, ziman di dezgeyên resmî de (wekî perwerdeyê) bihêne bikaranîn û muhafezekirin, bi vî şeklî pêşî li windabûna zimanan bihê girtin.
Em wekî dezgeyê DÎSA ku dixwaze kurdî di perwerdeyê û her warê rayagiştî de bi awayekî azad û wekhev bihê bikaranîn û ji bo viya têdikoşin, bi munasebeta 21ê sibatê Roja Zimanê Dayîkê, em pêwîstî pê dibînin ku dîsa îfade bikin, em ji perwerdeya li ser bingeha ziwanê dayîkê, jîyaneka pir-ziman û pir-kulturî ya demokratîk bawer dikin û piştgirîya wê dikin. Di çarçoveya programa me “Pêşî Zimanê Dayîkê” de me xebata xo ya derheqê vê rojê de ji bo zazakî dikin dîyarî ku “Atlasa Zimanên ku di Tehlukeyê de ne” yê UNESCOyê de cih digre. Pêşî em dixwazin du broşurên ku me bi zazakî amade kirine pêşkêş bikin (www.disa.org.tr).
Li roja 27 sibat 2013, saet 17:00, di Enstîtuya Lêkolînên Sîyasî û Sosyalî yê Dîyarbekirê (DÎSA) de em ê bi sernavê “Di Nîqaşên Zimanê Dayîkê û Pirzimanîyê de Dîyalektên Kurdî: Zazakî û Kurmancî” çalakîyekê çêbikin. Nivîskar Roşan Lezgîn ku hem di amadekirina van broşuran de hem jî di pêşdebirina zazakî de xwedîyê cihekî muhîm e, dê qise bike. Ger hûn jî di vê suhbetê de cihê xwe bigrin em ê gelek şa bibin.
Wext: 27 sibat 2013
Cih û Saet: DÎSA, Saete 17:00
Adres: Mimar Sinan Cad. Aslan Apt. B Blok No: 12
Yenişehir/ Dîyarbekir
Tel: 0 412 228 14 42
21 Şubat Dünya Anadili Günü ve tüm dünyada bu gün özellikle anadilleri yasaklanan, baskı altında olan ve ayrımcılığa uğrayan halklar tarafından kutlanmaktadır. Bu günün Anadili günü olarak kabul edilmesi ise 21 Şubat 1952 tarihinde Bangladeşli çoğu üniversite öğrencisi birçok aktivistin anadilleri için yaptıkları sivil bir eylemde polis tarafından öldürülmesi ile başladı. Söz konusu olay, Pakistan devletinin Urdu dilini ülkenin tek resmi dili olarak ilan etmesinden sonra özellikle öğrencilerin katılımı ile Bangladeş dili aktivistleri tarafından yapılan eylemde gerçekleşir. Bu günden sonra ölen aktivistlerin anısına ve son hızla devam etmekte olan dillerin kaybolmalarını önlemek için Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından 21 Şubat Dünya Anadili Günü ilan edilmiştir. Amaç, hem Bangladeşli aktivistleri anmak hem de dillerin çeşitli devlet politikaları yüzünden kaybolmaları hakkında yerel ve evrensel bir farkındalık yaratmak, dillerin resmi kurumlarda (eğitim gibi) kullanılarak koruma altına alınmasını sağlamak ve yeryüzündeki dilsel farklılıkların yok edilmesinin önüne geçmektir.
Kürtçe’nin eğitimde ve her türlü kamusal alanda özgür ve eşit bir şekilde kullanılması savunuculuğunu devam ettiren DİSA olarak 21 Şubat Dünya Anadili Günü vesilesiyle anadili temelli eğitim ve çokdilli çokkültürlü demokratik yaşama olan inancımızı ve desteğimizi yeniden dile getirme gereği duyuyoruz. UNESCO tarafından yayınlanan, “Tehlike Altındaki Diller Atlası”na göre güvensiz durumda olan Kürtçe’nin Zazaca lehçesi ile ilgili “Önce Anadili” programımız kapsamındaki çalışmalarımızı bu güne atfediyoruz. Öncelikle yayınladığımız iki yeni Zazaca broşürü sizlerle paylaşmak isteriz (www.disa.org.tr).
27 Şubat 2013 tarihinde saat 17:00’da DİSA’da “Anadili ve Çokdillilik Tartışmalarında Kürtçenin Lehçeleri: Zazaca ve Kurmancca” söyleşisi düzenleyeceğiz. Hem bu broşürlerin Zazaca’ya kazandırılmasında hem de Zazaca’nın gelişiminde önemli bir yeri olan Roşan Lezgin’in konuşmacı olduğu bu söyleşide sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyarız.
Tarih: 27 Şubat 2013 Çarşamba
Yer ve Saat: DİSA, 17:00
Adres: Mimar Sinan cad. Aslan apt. B Blok Kat: 4 No: 12
Yenişehir/ Diyarbakır
Tel: 0 412 228 14 42
Afiş için tıklayınız.